Bir zamanlar senin peşinden koşanlar vardı.
Miting meydanlarında seni alkışlayanlar, adalet yürüyüşlerinde yanında yürüyenler, baskılara karşı verdiğin mücadeleyi örnek gösterenler vardı.
Bugün ise aynı insanlar sana bakıyor ve tek bir soru soruyor:
Nerede kayboldun?
Bir zamanlar hak, hukuk ve adalet söylemleriyle milyonların umudu olan sen, bugün o umutların enkazı altında kalmış bir siyasi figüre dönüştün. Dün adalet diye haykıranların safında yürürken, bugün adaletsizliklere sessiz kalmayı tercih edenlerin gölgesinde duruyorsun.
Sana duyulan güveni tüketen şey siyasi görüşlerin değil; söylemlerinle eylemlerin arasındaki derin uçurumdur.
Çünkü insanlar hata yapabilir.
Siyasetçiler fikir değiştirebilir.
Ancak ilkelerinden vazgeçenler, en çok da kendilerine inananları hayal kırıklığına uğratırlar.
Bizler Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar muhafaza ve müdafaa etmeye ant içmiş insanlarız. Cumhuriyetin temel değerlerini kişisel hesaplara kurban edenleri de, siyasi menfaat uğruna sessiz kalanları da görüyoruz.
Bugün yaşananlara baktığımızda şunu açıkça görüyoruz:
Sorun yalnızca yanlış tercihler değildir.
Sorun, yıllarca “hak”, “hukuk” ve “adalet” diyerek destek toplayanların, iş bu kavramları savunmaya geldiğinde ortadan kaybolmalarıdır.
Bir zamanlar meydanlarda verilen sözler şimdi unutulmuş görünüyor. Adalet çağrıları yerini siyasi hesaplara, ilke mücadelesi ise koltuk hesaplarına bırakmış durumda.
Oysa siyaset, günü kurtarma sanatı değildir.
Siyaset, gerektiğinde bedel ödeyebilme cesaretidir.
Bugün senin hakkında duyduğumuz hayal kırıklığının sebebi de budur. Çünkü seni destekleyen insanlar kusursuz olduğuna inandıkları için değil, ilkeli olduğuna inandıkları için yanında durmuştu.
Şimdi ise görüyoruz ki, sana gönül verenlerin beklentileri ile senin tercihlerin arasında aşılması zor bir uçurum oluşmuş durumda.
Tarih, makamlarını korumak için susanları değil; doğruları savunmak için risk alanları yazar.
Tarih, milletin güvenini kişisel hesaplarına kurban edenleri değil; milletine sadık kalanları hatırlar.
Ve unutulmamalıdır ki;
Cumhuriyet, onu savunmaktan vazgeçenlerin değil, gerektiğinde her türlü bedeli göze alarak sahip çıkanların omuzlarında yükselmiştir.
Biz dün olduğu gibi bugün de hak, hukuk, adalet ve Cumhuriyet demeye devam edeceğiz.
Çünkü kişiler gelir geçer.
Makamlar değişir.
Siyasi hesaplar bozulur.
Ama Türk Cumhuriyeti bakidir, ebedidir.
