Anasayfa / Politika / İnce Hesap mı, Adam Kazandı mı?

İnce Hesap mı, Adam Kazandı mı?


Siyasette bazı cümleler vardır; sahibini ömür boyu takip eder. Ne kadar açıklama yapılırsa yapılsın, ne kadar zaman geçerse geçsin, o sözler dönüp dolaşıp kişinin karşısına çıkar.
Muharrem İnce için de durum tam olarak budur.
Çünkü onun siyasi hikâyesi anlatılırken insanların aklına ilk gelen şey ne seçim meydanlarıdır, ne vaatlerdir, ne de projelerdir.
Aklımıza gelen ilk şey yalnızca iki kelimedir:
“Adam kazandı.”
2018 seçimlerinde milyonlarca insan ona inanmıştı. Meydanları dolduran kalabalıklar, değişimin mümkün olduğuna dair umutlarını onun üzerinden kurmuştu. İnsanlar sadece bir adaya değil, mücadeleye inanmıştı.
Ama seçim gecesi yaşananlar, umutla hayal kırıklığı arasındaki mesafenin ne kadar kısa olabileceğini gösterdi.
Sandıklar tam anlamıyla açılmadan, tartışmalar bitmeden, itiraz süreçleri tamamlanmadan gelen o meşhur açıklama, birçok seçmenin gözünde yalnızca bir sonuç değerlendirmesi değil, erken çekilmiş bir teslimiyet bayrağıydı.
Daha sonra gelen sessizlik ise bu hayal kırıklığını katladı.
Milyonlarca insan ekran başında açıklama beklerken, ortada lider yoktu.


Sorular vardı.
Bekleyiş vardı.
Hayal kırıklığı vardı.
Ama cevap yoktu.
Aradan yıllar geçti.
Sonra CHP’den ayrıldı.
Ayrılırken de öyle sıradan bir veda etmedi.
CHP’yi “tabela partisi” ilan etti.
Partinin Atatürk’ün çizgisinden uzaklaştığını söyledi.
“Atatürk’ün emanetini işgalden kurtarmak için ayrılıyorum” dedi.
Bu sözleri duyduğumuzda insan ister istemez şunu düşündü:
Demek ki artık köprüler tamamen atılmıştı.
Demek ki artık geri dönüş yoktu.
Demek ki söylenen sözlerin bir ağırlığı vardı.
Ama Türk siyasetinin en büyük sorunlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor.
Sözler söylenirken ton yüksek oluyor, iddialar büyük oluyor, cümleler sert oluyor.
Fakat gün geliyor, o sözlerin sahipleri dönüp dolaşıp aynı kapının önünde yeniden sıraya giriyor.
Bir zamanlar “tabela partisi” denilen yere geri dönülüyor.
Bir zamanlar “işgal altında” olduğu söylenen yapının içinde yeniden siyaset yapılıyor.
Bir zamanlar ağır ifadelerle eleştirilen yöneticilerle aynı masaya oturuluyor.
İşte seçmenin hafızasını küçümseyen anlayış tam da burada devreye giriyor.
Çünkü siyasetçiler unutabilir.
Partiler unutabilir.
Koltuk hesapları her şeyi unutturabilir.
Ama seçmen unutmaz.
Dün söylenen sözlerle bugün yapılanların arasındaki uçurumu görür.
Ve o uçurum büyüdükçe güven küçülür.
Bugün Muharrem İnce’nin siyasi serüvenine bakıldığında ortada acı bir tablo var.
Bir zamanlar milyonların umudu olan bir siyasetçinin ardından artık en çok konuşulan şey fikirleri değil, tutarsızlıklarıdır.
En çok tartışılan şey projeleri değil, dönüşleridir.
En çok hatırlanan şey ise bıraktığı siyasi miras değil, bıraktığı soru işaretleridir.
Belki de bu yüzden insanlar hâlâ aynı soruyu soruyor:
O gece gerçekten “adam” mı kazandı?
Yoksa o gece kaybeden, milyonların değişim umudu muydu?
Ve bugün dönüp geriye baktığımızda görüyoruz ki siyasette bazen seçim kaybetmek kaderdir.
Ama güven kaybetmek tercihtir.
Seçim yenilgileri telafi edilir.
Partiler yeniden toparlanır.
Liderler yeniden sahneye çıkabilir.
Fakat bir kez kırılan güveni, hiçbir siyasi manevra, hiçbir parti, hiçbir geri dönüş tamir edemez.
Çünkü seçmen sandıkta sadece oy vermez.
Aynı zamanda emanet eder.
Ve emanetin en büyük düşmanı yenilgi değil, hayal kırıklığıdır.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir